Matematik

Bölünen bendim sevdiğim parçalara

Ufacık parçalarımdan tekrar birleştiğim

Her ayrılık anında saçılırdım etrafa

Ve bal gözlerinde yeniden yeşerdiğim

Dünyanın kanunlarıydı beni bölen parçalara

Yenik düştüm bir süre sonra zamana

Oysa çarpsaydın bu kanunların tam suratına

Kırılmazdı ümitlerim ve küsmezdim yaradana

Her zerremde sen vardın

Bölen ne kadar yaman olsa da

Her defasında sen çıkardın

Bölüm değildi adın, sen aşktın

Şimdi içinde aşkın olmadığı bir diyardayım

Kapanmış kapıların ardındayım

Ümitli günlerden arta kalan

Bir dünyanın koynundayım

Taptaze

Kırık sözcükler kıymık gibi yüreğime batıyor

Söylenmemiş cümlelerim

Edilmemiş sitemlerim var benim

Yarım kalan aşklarım

Yaşanmamış yıllarım var benim

Geçen zamana inat içimde dipdiri duran

Kırgınlıklarım var benim

Affedemediğim acımasızlıklar var

Hayatımı feda ettiğim

Delip geçen dertlere

Vurup giden bencillere

Senden başkasını

Sevemeyen yüreğime

Ve herşeye rağmen

Hala umutlarım var benim

Taptaze

Öperdim…

Yollardan sonra geldim sana

Yıllardan eskimiş bir benlikle

Eskimeyen tek şey bende

Hasretim, yangınım, sevdam

Yüreğimde

Bilmezdim ağlattığımı seni

Öperdim yanında olsam

Suçluluk duygusuyla sarsılan omuzlarından

Umutlarımı tüketmeye hakkın yoktu

Bana ondokuzumda ölüm yakışmıyordu

Senin gözlerine yağmur bulutu

Öperdim yanında olsam

Sızım sızım sızlatan gözyaşlarından

Beşinci

Yıllar sonra buluştuk da bir kafede

Yıllar sonra yalnız gelemediğin hani

Oysa sende sevdiğim her şeyi alıp gelseydin

Daha kalabalık olurduk üçten

Güvende hissederdin o zamanda kendini

Ben yıllarca yandım ve kül oldum sen görmeden

Zamanın acı ilacını içtim istemeden

Nasıl yakardım ki artık seni

Yetişkinlere has o zamanlar şaşırdığım bir olgunlukla izledim şimdide halini

Tüm benliğimle ve

Dört duyu organımla çektim içime

Eksik bir şey kaldı sadece

Dokunmak

O zamandan beri eksik kalan tek şeydi

Beş daha iyiydi oysaki

Öyle demişti şair “dokunmak sevmekti”

Sendeki kızgınlığa dokunmak

Buz gibi soğuk duruşuna dokunmak

Otoriter ve sert ruhuna dokunmak

Benden uzak ellerine dokunmak

Gülen gözlerine dokunmak

Özledim diyemeyen dudaklarına

Ve nihayetinde yüreğine dokunmak

Hep eksik kalan tenimi

Söküp atsalar benden

Nasıl da rahatlardık sen ve ben

Geçmişten şimdiye şimdiden geleceğe uzanan

Bendeki

Duyuların doyumsuzluğu

Sendeki

Umursamazlığın donukluğu

Sustuğumda yazmaya başladım…

Günün getirdiklerini ve götürdüklerini düşünmeyi bir kenara bıraktığında kalbinin konuşmaya başladığını hissediyordu. Gün, yapılması gerekenleri planlamak ve yapmak, koşturmaca, bir şeylere ve bir yerlere  yetişmeye çalışmak, kendin dışında sorumlu olduğun diğer insanların da yapamadıklarına el atmak  vs. anlamına geliyordu onun için. Tüm bunlardan sonra gün bittiğinde ve gece olup yatağına uzandığında günü, yaptıklarını, yapması gerekip de yapamadıklarını ve ertesi günü düşünmek belki de kendi kendine kaldığı tek zaman dilimini de dolduruyordu. Ne yaparsa yapsın bu düzen bir sonraki gününü farklı kılmasına neden olmuyordu.

Aynı tek düzelikte akıp giderken zamanla birlikte kendi hayatından gittiğini de farketti bir anda. Elbette nedenleri vardı bu farkedişin. En önemlisi belki de yaş almalarıyla birlikte hayatının ellerinin arasından akıp gittiğini ve bundan duyduğu memnuniyetsizliğin getirdiği endişe ve mutsuzluk oldu. Sonra geçmişin hayaletleri bastı tüm benliğini, nereden çıktığını neden çıktığını ve nasıl göndereceğini bilemediği geçmişin hayaletleri. İşte o andan sonra susmaya başladı. Herşeyi olağan akışına bırakmaya ve aklının tüm zamanını ondan çalmasına izin vermemeye karar verdi. Devamında aklının konuşması giderek azalırken düşünceler yavaş yavaş uzaklaşırken  kalbinin sesini duymaya başladı.

Yalnız kalbinin sesi etraftan duyulmuyordu. Ne kadar haykırırsa haykırsın kimseler duymuyordu, bilmiyordu. Ama yüreği dolup taştığında içinden atmaya ihtiyaç duyuyordu taşıması ağır geliyordu ve bir şekilde dışarı akması gerekiyordu. Orada öylece tek başına çaresiz hissettiği anda geçmişin hayaletlerinden biri olan “yazma tutkusu” kalbinin sesini dinlemek için geri dönmüştü. Artık taşların yerine oturduğunu hissedebiliyordu. Kelimelere dökmek kendini dünyayı bakışını yanışını ve yüreğini….İyi geleceğine inandığı yazmak ve yazmak hiç durmadan ama bu sırada gerçeklikten kopmamaya çalışmak…

Ne kadar zor olsa da yazmak için uygun koşulları yaratmak, yine de kendini iyi hissettiği tek zaman diliminin bu anlar olduğunu biliyordu ve devam etmeye karar verdi.   

Hani…

Hani şiirler verirdim sana okuyup okuyup geri verdiğin

Sonra bir gün okumaz olduğun

Hani bakardım gözlerine hayranlıkla,

Karşımda bana gülümsediğin gözlerin

Sonra bir gün kapadığın

Hani bir kalp vermiştim sana

Alıp alıp canın istemezse kırdığın

Hani çocuksu düşlerimi anlatmıştım sana

Sonra bir gün dünyanın kanunlarına aykırı deyip yıktığın

Hani bir umut istemiştim senden, açık kalsın yüreğin bana

Sonra bir gün kapılarını kapattığın

Hani çaresizliği tattırma demiştim bana, ölürüm yoksa

Sonra bir gün avuçlarıma usulca, ölümümü bıraktığın

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla